Yaşam / 9 ay önce

Yeni Araştırmaya Göre Dünya Nüfusu 50 Yıl İçinde Azalmaya Başlayacak

YAYINLANMA ZAMANI: 17 Temmuz, 2020
Yayınlayan : Tabiki Haber - Editör

Aşırı nüfus, onlarca yıldır distopya kurgularına temel oluşturmuş ve bitmek bilmeden yayılan insanlığın, Dünya kaynaklarını bir kırılma noktasına götüreceğini öngören hikayeler anlatılmıştı. Fakat rakamlara yeniden bakılınca, farklı bir senaryo ortaya çıkıyor.

Bir araştırma takımı, 2060 yılında Dünya üzerinde iki milyar insan daha olabileceğini tahmin ediyor. Fakat sadece birkaç on yıl sonra doğum oranları azalacak ve Japonya ile İtalya gibi ülkeler, nüfuslarının yarısı kadar büyük bir kısmını kaybedecek.

Bu genel düşüşün toplumu ve gezegeni tam olarak nasıl etkileyeceğini söylemek zor.

Beslenecek boğazların ve barınacak bedenlerin azalmasıyla, çevre üzerindeki yükün hafifleyeceğini varsayabiliriz. Fakat daralan bir nüfus, aslında iç açıcı olmayabilir.

Yeni çalışmanın birinci yazarı ve Vaşington’daki Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü’nde (IHME) biyoistatistikçi olan Stein Emil Vollset şöyle söylüyor: “Nüfusun gerilemesi, karbon yayılımlarını düşürmek ve gıda sistemlerindeki baskıyı azaltmak için olumlu bir haber olabilse de, yaşlıların artması ve gençlerin azalması yüzünden ülkeler, daha az çalışan ve daha az vergi mükellefiyle büyümekte zorlanabilir ve ekonomik sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrıca ülkelerin, yaşlılar için sosyal destek ve sağlık hizmetleri sağlamak üzere ihtiyaç duyduğu bütçeyi oluşturma kabiliyetleri azalabilir.”

Stein ve IHME ile Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışan bir araştırma takımı, bu yeni çalışmada 2017 Küresel Hastalık Yükü Çalışması‘ndan toplanan verileri kullanarak dünya çapındaki nüfus artışını değerlendirmiş.

Elde edilen sonuçlar, bugünkü 7,8 milyarlık rakamın 2064 civarına kadar yükselmesinin ve 9,7 milyarda yatay hale gelmesinin beklenebileceğini öne sürüyor. Ardından ise bu havuz küçülmeye başlayacak ve yüzyılın sonu itibariyle 8,8 milyara geri dönecek.

Bu gibi rakamlar, geçtiğimiz yıllarda yapılan ve 2100 itibariyle 12,3 milyar kadar yüksek olan (görünürde de hiç düzlük barındırmayan) bazı cüretkâr rakamlarla önemli oranda çelişiyor. Peki hangisine inanmalıyız?

Hangi tahminlere güveneceğinizi bilmek, en çok hangi matematiksel araçlara güvendiğinize bağlı.

Herhangi bir bölgedeki popülasyonun boyutunu tahmin etmek, insanların hayatları boyunca dünyaya getirdiği çocuk sayısını etkileyen çeşitli sınırlamalar ile teşvikleri isabetli biçimde hesaba katabilen bir modele bağlı.

Geçmişte yapılan girişimler, toplam doğurganlık oranı şeklinde bilinen ve bireyin yaşam süresi içerisinde dünyaya getirdiği toplam çocuk sayısını belirten bir etmene dayalıymış. Başka bir alternatif de, tamamlanmış toplum doğurganlığını; yani belirli bir yaştaki bir grup kadının dünyaya getirdiği ortalama çocuk sayısını kullanmak. Bu durumda, kadınların yaşı 50 olarak belirleniyor.

Çalışmada ikinci seçenek kullanılıyor ve ayrıca, herhangi bir bölgedeki nüfus artışının yörüngesini etkileyen göç kalıplarını belirlemede biraz farklı bir yaklaşım sergileniyor.

“Doğurganlık, ölüm ve göç kalıplarının değişebildiği güzergâhları belirgin hale getiren modelimiz, gelecekteki eğilimlerin geçmiş eğilimlerden farklı olabildiği yerleri belirleyebiliyor” diye yazıyor takım.

Sonuçlar, önümüzdeki onlarca yılda Dünya üzerinde yaşayan insanların güncel sayısından fazlasını sunuyor. Araştırmacılar, çeşitli ülkelerdeki nüfus yoğunlukları ile kritik değişimlerin inişli çıkışlı haritasını tanımlıyorlar.

Sahra altı Afrika ülkelerinde, günümüzde kadın başına ortalama 4,7 doğum görülüyor. Bu rakamın, 2100 itibariyle ikame oranlarının altına düşmesi bekleniyor. Örneğin Niyerja, 2017 yılında anne başına yedi doğum ile rekor kırmış. Yeni modele göre ise bu rakamın 2100’de 1,8’e düşeceği ön görülüyor.

Diğer yerlerde, büyük değişimler olmadığı sürece rakamların hızla düşmesi bekleniyor. Japonya’nın nüfusu 2017’de 128 milyon iken, 2100 itibarıyla 60 milyona düşebilir. Çin bile o zamanlarda bir milyarın epey altına ve yaklaşık 730 milyona düşecek.

An itibarıyla Çin, önümüzdeki yıllarda gayrisafi yurtiçi hasıla yönünden ABD’yi yakalayabilir. Fakat ülkenin çalışan yaştaki popülasyonu tahmin edildiği şekilde düşerse, ekonomik büyüme kolayca eski haline dönebilir ve zirveyi, önümüzdeki yüzyılın başında ABD’ye bırakabilir.

Tabi bu durum, Amerika’nın göç yoluyla çalışan nüfusunu devam ettirmesi ve üreme sağlığı hizmetlerine verdiği desteği artırması şartıyla mümkün.

Bu tahmin, emin bir öngörüden ziyade olumlu bir düşünme şekli de olabilir.

IHME Başkanı ve araştırma lideri Christopher Murray şöyle söylüyor: “İkame altı doğurganlık oranlarına sahip yüksek gelirli ülkeler için mevcut nüfus seviyelerini, ekonomik büyümeyi ve jeopolitik güvenliği sürdürmenin en iyi çözümü; açık göçmenlik politikaları ve istediği kadar çocuk sahibi olmak isteyen aileleri destekleyen politikalardır”

“Fakat azalan nüfus karşısında çok gerçek bir tehlike var ki; o da bazı ülkelerin, üreme sağlığı hizmetlerine erişimi kısıtlamayı düşünebilecek olmasıdır ki bunun yıkıcı sonuçları olabilir.”

Daralan bir nüfusun bu gibi ‘yıkıcı’ sonuçları; büyük oranda, ülkelerin çalışanların haklarını nasıl koruduğuna ve refahı nasıl paylaştığına da bağlı.

80 yaşın üstündeki bireyler, yüzyılın ikinci yarısında hızla çoğalacak ve altı katına çıkacak. Bu durum hem sosyal destek bakımından bazı güçlükler meydana getirecek, hem de kaynakların hastanelere ve sağlık hizmetine doğru yoğunlaştırılmasına sebep olacak.

Ancak çalışma, nüfus boyutlarına yönelik söylenen son söz olmayacak. Modeller yalnızca belirli bir zamanda elimizde bulunan veriler kadar iyi. Ayrıca küresel salgının bize öğrettiği bir şey varsa; o da nüfusları sarsan olayların hiç de tahmin edilebilir olmadığı.

Yine de bu, zamanında yapılan bir uyarı. Sonu gelmeyen büyüme, gezegenimizin ekolojisi kaldırdığı müddetçe hâlâ bir kıyamet senaryosu. Fakat küresel nüfusun daralması da insanlık için o senaryo kadar kasvetli olabilir; en azından mevcut ekonomik rejimler altında…

Araştırma The Lancet bülteninde yayımlandı.

Kaynak: Popular Science