2 yıl önce

Uzay Hukuku ve Bilinene Yolculuk

YAYINLANMA ZAMANI: 27 Mayıs, 2019
Yayınlayan : Tabikihaber - Editör

Bu haftaki konu başlığım biraz ilginç ve hatta gündem içerisinde çok önemli olmadığı düşünülebilir. Lâkin, TV kanallarını izledikçe hep aynı kişilerin benzer yorumları ile gündem yaratmalarından artık toplumca sıkıldığımızı düşünerek farklı bir pencereden dünya özelinden evrene bakarak gözlemlerimi paylaşmak istedim.

Dünya uzunca bir süre dünya savaşlarının ardından soğuk savaş dönemleri yaşadı. Soğuk savaş dönemi dünyadaki iki süper gücün 'Uzayı' fethetme yarışının ağır maliyetleri ve dünya ekonomisindeki ciddi sarsıntılar nedeniyle taraflardan birisinin (Sovyetlerin) dağılmasıyla büyük ölçüde son buldu.

Günümüzde gelinen noktada bırakın ulusal şirketleri, uluslararası sınırların kalmadığı küresel ekonominin önemli lokomotifi haline gelen yüksek teknolojiye dayalı şirketler dünya dengelerini değiştirirken, bilinen birçok doktrin, öngörü demode olmaya başladı.

Uzay, insanın 'neden varım?' sorusunu kendisine sormadan çok önce ilgi alanı olmakla kalmamış; tarih boyunca birçok bilim insanı ve birçok felsefecinin merakını cezbederek araştırmalarının merkezi olmuştur. Bilinen en eski Hint, Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarının yanı sıra İyonyalı ve Antik Yunan düşünürleri, uzayı en ilkel yöntemler ile incelerken aslında dünyayı çok daha iyi tanımaya başlamışlar. Aydınlanma yolunda ilerleyen insan; kendi dışında da bir evrenin var olduğu düşüncesini zamanla makro kozmosun, mikro kozmosun bir cüzü olduğunu fark ettiğinde gözlem yöntemleri daha bilimsel metotlara dönüştürerek, dünün bilinmeyenlerine, bugünün ise bilinenlerine doğru yola çıkmıştır.

Günümüzde uzay, hala bilim insanlarını yeni buluşlar ile kendisine hayran bırakmaya devam ediyor. Artık uzay araştırmaları öyle bir hale geldi ki, ulusların kendi aralarında uzay hukukunun gerekliliğini ortaya koydular.

Photo by Pixabay

Bu bağlamda 1957 yılında uzaya ilk uydunun yollanması ile başlayan ülkelerin uzay çalışmalarını barışçıl amaçlar ile yapmaları konusunda tartışmalar, ilk olarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 18 Aralık 1958 tarihli ve 1348 (XIII) sayılı ilk kararında somut sonuçlara ulaşmaya başladı. Birleşmiş Milletler bünyesinde "Birleşmiş Milletler Dış Uzayın Barışçıl Amaçlarla Kullanımı Komitesi (COPUOS)" kurulmasına karar verildi. 1959 Yılında faaliyete geçen komite, 1962 yılında “hukuk alt komitesi” ve “bilim ve teknoloji alt komitesi” olmak üzere iki alt komisyona ayrıldı. Komisyon, uzaya ilişkin hukuki ve teknik konuların BM kapsamında tartışılmasını ön gören paneller düzenlemeye başladı. 1967 yılında kısa adı "dış uzay antlaşması" belgesiyle Uzay Hukukunun Uluslararası Hukuk platformlarında yer alması sağlandı. Türkiye’nin de dâhil olduğu 102 ülke tarafından imzalanan bu anlaşma Uzay Hukukunun temel ilkelerini oluşturmakta önemli bir safahat olmuştur.

Başlıca ilkeler:

1.Dış Uzayın keşfi ve kullanımı tüm ülkelerin çıkarları gözetilerek yürütülür.

2. Dış Uzayın keşfi ve kullanımı hususunda tüm ülkeler özgürdür.

3. Dış Uzay bakımından egemenlik, işgal ve benzer iddialarda bulunulamaz.

4. Devletler hem yörüngeye hem de dış uzaydaki gök cisimlerine veya istasyonlarına; nükleer silah ya da diğer kitle imha silahları yerleştiremez.

5. Dünya’nın uydusu Ay ve diğer gök cisimleri yalnızca barışçıl amaçlarla kullanılabilir.

6. Devletler, ulusal uzay faaliyetlerinden ve bu faaliyetler esnasında verdikleri zararlardan dolayı sorumludurlar.

Aynı ilkeler doğrultusunda hazırlanan "AY Antlaşmasının" 11. maddesinde açıkça; Ay ve diğer gök cisimlerinin insanoğlunun ortak mirası olduğu ve Ay yüzeyinde hiç bir mülkiyet iddiasında bulunulamayacağı hüküm altına alınmıştır. Türkiye de bu antlaşmaya 2012 yılı itibari ile katılmıştır. ( Merve Yıldırım · 13 Jun 2017.Uzay hukuku)

Diğer taraftan Türkiye Uzay Ajansı, 13 Aralık günü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 23 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulmuştur.http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/19.5.23.pdf

Kurumun çalışmalarında başarılar dilerim ancak bölgesel ve yerel gelişmeler içaçıcı değil. Siyasi ve ekonomik gerilmeler bana Dünya savaşları öncesindeki gerilimleri hatırlatıyor. Dünya kendi sınırlarının ötesine geçmiş, teknolojik üstünlüğe bağlı sermaye gruplarının, vizyonları ile şekillenirken, 23 Haziran seçimlerine neden olan iç siyaset gerilimi, Türkiye’ ye patinaj çektirmekle kalmayacak bunun sonucu ne olursa olsun güzel ülkemiz uzunca bir süre iç politikada yerel ve uluslar üstü güçlerin üstünlük mücadelesine tanıklık edecek.

Böyle bir deneyime ihtiyacımızın olduğunu düşünmüyorum. Bir an evvel aklıselim öne çıkmalı; barışın ve sevginin dili, nefret ve yıkımın önüne geçmelidir.