12 ay önce

Bilim ille de Bilim!

Dünyanın var oluşundan beridir insanlığı tehdit eden pandemi, Covid-19 ile global ekonomi ve sınıf düzeni kartlarını yeniden dağıtıyor. Bilime yatırım yapan ülkeler pozitif ayrışırken, sosyal sınıflar yer değiştiriyor…
YAYINLANMA ZAMANI: 14 Nisan, 2020
Yayınlayan : Tabikihaber - Editör

Sadece ülkemiz değil yaşadığımız dünya çok ciddi bir sağlık tehdidi altında. Birçok bilim insanı ‘Pandemi’nin birinci fazının etkisini dünyada temmuz sonuna doğru, Türkiye’ de ise Mayıs 15 gibi azalacağını öngörüyor. Bu sürecin öngörüldüğü şekilde bitmesinin koşulu, bilim insanlarının söylediği önlemlere harfiyen uymaktan geçiyor. Pandemi koşullarının sosyal etkisinin ise minimum bir yıl gibi süreceği de tahminler içerisinde.

Acımasız gerçekler su üstüne çıktı

Dünyamızın ilk pandemi gerçeği Covid-19 değil elbette. Ortaçağ döneminde pandeminin karanlık yüzü ile karşılaşmıştı. 1347 ile 1353 Yılları arasında yaşanan veba salgını; İngiltere nüfusunun üçte birini, Fransa nüfusunun yüzde ellisini; İtalya nüfusunun yüzde altmışını yok etti.’’Yersinia Pestis’’ Adı verilen bir bakteri, milyonlarca insanın ölümüne neden oldu. Bu bakterinin ortaya çıkışında tarımsal alanlar yaratmak adına yok edilen ormanlık alanların, ticaret yolları ile doğudan gelen bazı böcekler vasıtası ile insanlara bulaşması, sosyal bireysel hijyenin Avrupa kıtasında çok kötü olmasına bağlandı.

Salgın birçok gerçeğin su üzerine çıkmasını sağladı. Örneğin; Yönetici sınıfın kendi yaşamını garantiye almak için insanları nasıl acımasızca kullandıkları, Ruhbanların insanları dini inançları ile korkutarak nasıl menfaat sağladıklarına tanık olundu.

Sınıflar yer değiştirdi

Bu salgın hastalıklarla ekonomilerinin büyük çoğunluğu tarıma dayalı olan ülkeler de önemli bir gerçek daha ortaya çıktı; İnsan emeği! Zaman ilerledikçe ölümlerden en fazla zarar gören kitleler, doğal olarak yoksul ve işçi sınıfı insanlardı. Bu nüfustaki ciddi azalmalar insan emeğinin değerini artırdı.

Emekçi sınıf artık, yönetici sınıfının boğaz tokluğuna çalıştırabildikleri insanlar değildi. Sayı azaldığı için emeğe olan ihtiyaç daha fazla arttı ve işçi sınıfı maddi ve manevi birçok hakları eskisinden daha iyi koşullarda almaya başladı. Artık yöneten sınıfın her dediği olmuyordu. İşçi sınıfı da talepte bulunabiliyor ve istedikleri insanca yaşama koşullarını nispeten elde edebiliyorlardı. Dönemin önemli yazarlarından Boccaccio, ‘’Decameron’’ isimli eserinde salgının yol açtığı sosyal, psikolojik ve ahlâki çökücü etkileyici bir anlatım ile gözler önüne serer. (Okumayanlar için bu değerli eseri tavsiye ederim.)

Tarih 'Bilim İnsanları' ile yazıldı

Salgınları bitiren Ruhbanlar veya Krallar olmadı. Salgınların bitirilmesinde en önemli rol yine bilim adamlarına düştü. Pasteur, Koch, Lister gibi bilim adamlarının önderliğindeki bilimsel gelişmeler, 19.yüzyılın sonlarından itibaren salgınların etkisini azalttı... 20. yüzyılda antibiyotiğin keşfi ile salgın hastalıklar büyük ölçüde kontrol altına alındı. Tarih göstermiştir ki; bilim, tarihin akışını değiştiren birçok olayda en önemli aktör olarak yerini almaktan geri durmamış. Ruhbanlar ve yöneten sınıf, her sorunda olduğu gibi salgın hastalıklarda da, kendilerine dokunulmamasını ve düzenlerinin devamı için akıl yerine korkular uydurmuş ve günah keçisi aramış, bu uğurda birçok insan acımasızca katledilmişti.

Ortaçağ zihniyeti çözüm değil

Aslında günümüzde benzer olaylar yaşanıyor. Günah keçisi olarak Çin suçlanırken akıl ve bilime yeterince önem vermeyen, sağlık konusunda yeterli yatırım yapmayanlar, hâlâ ortaçağdan kalma ‘’O kafa’’ ile dünya genelinde erklerini korumaya çalışıyorlar. Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ve bilgiye kolay ulaşım sayesinde bu durum açıkça görülmektedir.

Günümüze dönecek olursak yeni tip virüs olan Covit-19, pasifik ötesinde birçok tehlikeden coğrafik olarak uzak olduğunu düşünen Birleşik Devletleri ve Kanada’yı tabir caiz ise çok derinden vurdu. Keza AB ülkeleri ve İngiltere şu an Çin’de peydahlanan virüsten en fazla zarar gören ülkeler. Bilim Pandemi’ye bir çözüm muhakkak bulacaktır. Asıl sorun, salgın sonrasında değişmesi kuvvetle muhtemel, ekonomik, sosyal ve ideolojik yapıların alacağı şekil…

İhtiyaçlar evrimi…

Artan işsizlik en gelişmiş ülkelerde bile şimdiden rekor sayılara oluşurken, ülkelerin Gayri Safi Milli Hasıla(GSMH) dramatik olarak düşmeye devam ediyor. Üretim endeksleri dibe vurmuş durumda. Tüketime dayalı büyümeleriyle dikkat çeken Amazon, Microsoft gibi global dev şirketlerdeki değer kayıpları artıkça, devletlere olan baskılar artacaktır. Devletler bu aşamada vatandaşlarına pek çok yardım paketleri açıkladılar. Ancak hiç birisi vaat ettikleri gibi vatandaşın doğrudan yararlanacağı imkânları vermiyor. Devlet kurumları arasındaki koordinasyon bozukluğu, bilgi ve tecrübe eksikliği, yardım kampanyalarının kriterleri, şimdilik vatandaşın yardımlara ulaşmasında çok uzak gözüküyor.

Orta çağ döneminde veba salgını geçtiğinde nasıl yeni bir iş ve sosyal yaşam evrimi gerçekleştiyse şimdi de aynısı olacak. Daha önce birçok yazımda dile getirmeye çalıştığım teknolojiyi kullanan ve çözüm üretebilen iş gücüne ihtiyaç artacak. Buna ek olarak lojistik ve tarımsal alanda da işlerin büyüyeceğini düşünebiliriz. Tüketim eğrisinin temel ihtiyaçlar ile büyüyeceği kesin... Tabii ki çevreci, yenilenebilen enerji ve türevleri de petrol ürünlerinin yerini almakta daha hızlı atağa geçeceğini düşünüyorum.

Finans cephesinde zevahiri kurtarma çabası

Ülkemize dönecek olursak, finans kurumlarımız özellikle bankalar ihtiyacı olan vatandaşa kredi vereceklerini söylüyorlar. Yıllarını finans sektöründe geçirmiş bir insan olarak buna acı bir tebessüm ile bakmaktan başka bir şey söyleyemiyorum. Hadi bakalım ihtiyacı olan yoksul bir vatandaş bankadan kredi istesin, nasihatten başka bir şey alamaz. Kredi yapılandırması, bana göre tam bir kandırmaca ve bankacılık sektörünün yeni bir iş planı. Yapılandırma adıyla erteledikleri kredilerin üzerinden faiz yükü alınmıyor, bilakis faiz artırılıp öyle öteleniyor. Buna; ‘Zevahiri kurtarmak’ denir. Devletin işe devam kredisi ise tam bir pandomine döndü. Kaç iş adamı yararlanabildi? Ve yararlanmaya devam ediyor? Bu soruların yanıtlarını merak ediyorum.Kredi Garanti Fonu (KGF)belli saatlerde ekranını açarak kredi müracaatlarını kabul ederken, bu sırada kamu bankalarının memurları ne kadar çabuk davranırsa o kadar limit teklifleri sisteme giriliyor. Ne zaman onaylanıyor veya limitler ne zaman onaylanacak? Bilen yok.

Burada alınan kararların iyi niyetinde şüphe yok, ancak maalesef pratik farklı işliyor. Haciz dairelerinin durdurulması bu aşamada yapılan en iyi iş oldu. Ancak bu durdurma hayatın olağan akışına göre iş yapan kurumlar açısından alternatif önerilerin değerlendirilmesi noktasında önlemler alınmadı. Bu da çok ayrı bir konu.

Diğer taraftan özellikle Sağlık Bakanı’mızın performansını göz ardı edemeyiz... Ve asıl kahramanlar, cephede savaşan Mehmetçiğimiz gibi, virüs ile mücadele eden sağlık çalışanlarımızdır. Her türlü övgü ve taltifi ziyadesi ile hak ediyorlar.

Dünyayı küçülten hastalık

Dünya artık eskisi gibi değil. Yıllar önce vefat eden Prof. Dr. Sahir ERMAN “Haritada yerini bulmakta zorluk çektiğimiz bir ülkede, tanımadığımız, hatta mevcudiyetinden habersiz olduğumuz bir insanın temel hak ve hürriyeti, insanlık onuru haysiyeti saldırıya uğramış ise, o insan biziz’’ diyerek evrensel bir farkındalığın ve temessülün altını çiziyordu. Şimdi bir kez daha anlıyorum ki Üstat ne güzel söylemiş ve özetlemiş... Çin’in Wuhan bölgesinin, bu salgın olmadan evvel yerini bile bilmiyorduk. Ama oradan molekül büyüklüğünde çıkan bir virüs, insanlığı ne hale getirdi. Çin’de insanlar kırılırken bunu sadece TV’lerde anlık bir haber olarak gördüğümüzde içimiz ne kadar sızladı? İnsan olarak bundan ne kadar etkilenmiştik? Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere birçok ülke tehlikenin farkında olması şöyle dursun, birçok ülke yöneticisi, kendisine bilim insanlarından gelen raporlara bakmadı hatta çığlıklarını bile duymadı, yaşananları göz ardı etti. Şimdi, geç de olsa bilime tabi olundu. Umarım bu vizyon kalıcı olur.

Ateş düştüğü yeri yakar demişler; Bu vesile ile salgın hastalıktan kaybettiğimiz yakınlarımız ve tüm insanlar için Yüce Allahtan rahmet, geride kalanlara sabır ve sağlık dilerim.

Demek ki dünya çok büyük değilmiş. Hayat da sandığımız kadar uzun değil. Dileyelim ki bu belâyı en az hasar ile atlatalım, sadece ülke olarak değil tüm dünya olarak.